logo

Gezdim, Gördüm, Geldim – Vatikan City

Roma’nın içinde ufacık minni minnacık bir ülke Vatikan.

Yaklaşık 900 kişinin yaşadığı ülkeye turist olarak gelenlerin sayısı milyonları aşıyor. Buraya ulaşmak için Via Condotti’den bi taksiye atlayıp yüksek duvarlarla örülü izole devleti ziyarete gittik. Caddeden yaklaşık 2-2,5 km uzaklıktaki Vatikan’a gidebilmek adına 5 kişi taksiye 10€ ödemiştik. (yürüyerek de gidebiliyorsunuz) Buralarda bir kural var ki taksilerdeki valizlerinizden de sanki yolcuymuş gibi para alıyor İtalyanlar. Ancak ne disco gibi taksilere ne de içinde arabesk söyleyen şoförlere rastlıyoruz. Kısa bir yolculuğun ardından da şoför bey St. Peter Meydanı’na bırakıyor bizi.

İtalya’yla Vatikan’ı birbirinden bel hizasındaki parmaklıklar ayırıyor. Papa’nın konuşma yaptığı vakitlerde parmaklıklar kaldırılıyor ve meydan 200 bin kişiye ev sahipliği yapabiliyor. Sorgusuz sualsiz meydana dalıveriyoruz ancak dikkat edilmesi gereken husus, ülkenin gümrüğünün kilisenin kapısının olmasıdır. Meydanda özgürce dolaşabiliyorsunuz lakin kiliseye girerken didik didik aranıyor ve kıyafetinizin uygunluğuna bakılıyor.

Meydanda Mısır’dan getirilen ve kimin tarafından dikildiği bilinmeyen bir de obelisk mevcut. Aynısından Dünya’nın 7 büyük kentinde olduğunu Paris yazımda belirtmiştim. Tabi ki Roma’da pek çok dikilitaş bulunuyor ama şüphesiz ki en eskisi buradadır. Üstüne de bir haç yerleştirilmiş olan obelisk aynı zamanda bir güneş saati işlevi de görüyor.

284 sütunun çevrelediği meydanda 96 aziz heykeli var.(mış) İki de çeşmenin bulunduğu meydandan Papa’nın yüzü suyu hürmetine besmele çekip suyumu içtim. Bir ferahlama, aydınlanma geldikten sonra bazilikanın yolunu tuttuk. Bazilikayı kileseden ya da katedralden ayıran fark ise temelde Papa tarafından onurlandırılmış olması şart koşuluyor.

Bazilikaya giriş tahta bloklardan oluşturulan koridorlardan geçerek sağlanıyor. İçeri girebilmek için alkol, kesici delici alet ve evcil hayvanın olmaması gibi pek çok uyarı var. Ancak benim unuttuğum bir nokta var ve o da şu ki çantamda İsviçre’den aldığım çakı bulunmakta. İkinci Ağca vakası yaşanmaması adına xrayden geçerken ekibimiz benim için seferber olmuş ve çantalarını benimkinin üstüne atarak çakının kamufle olmasını sağlamışlardı ki o sırada İtalyan polisi sıcaktan bunalmış halde, geçen turist kızları kesiyordu. Bu kadar gereksiz atraksiyon yaşadıktan sonra 138 metrelik dev bazilikaya ilk adımı atmıştık.

Rönesans – Barok tarzında inşa edilen yapının mimarı Michelangelo. Gerçi Mimar Sinan daha güzelini yapardı diye düşünüyorum. 6 senede Selimiye gibi bir şaheseri yapan zihniyet 120 yılda tamamlanan bazilikaya kim bilir nasıl mucizeler katardı. 1506 yılında tamamlanan mabedde pek çok rönesans sanatçısının imzası var. 150 den fazla Papa’ya da mezar olan yer, aynı zamanda bir kabristan ve bu da kutsallıkta combo yapmasına olanak sağlıyor.

Her bir yandaki heykellere, mezarlara, fresklere, işlemelere bakarken birden çanlar çalıyor ve ilahiler söylenmeye başlıyor. Saat 6 yı vurduğu zaman Vatikan’da akşam ezanı okunuyor. Ancak makamı biraz değişik.

Kutsal emanetler bulunduğundan kilisenin belli bir kesimine girmek yasak. Anca bariyerler ardından, hindu görevlilerin eli kolu arkasından izlenebiliyor. Kutsal emanetlerden kastım, ‘baldaken’ 32 metrelik bronz yapı. Bu yapının altında İsa’nın 12 havarisinden biri olan ve aynı zamanda ilk Papa olan Aziz Petrus’un mezarı bulunmaktadır. Arkadaki ışıldaklı yer ise akşam ayininin düzenlendiği yer olan Peter’in Koltuğu. Bu koltuk neredeyse yarım milenyum yaşında ve papalar törenleri buradan yönetiyor(muş).

İç kapasite yaklaşık 20 bin kişi ve 200-300 kadar hristiyan sembolik olarak bu ayine katılabiliyor. Ben de bu fırsat kaçmaz deyip görevliye yaklaştım ve çok uzaklardan burayı görmek için geldiğimizi belirterek bizi ayine alması için rica ettim. Önce bi tipimi süzdü ve sanırım beni papaz çocuğuna benzetti.

Baldakenin önündeki sıralara etraftan gördüğümüz gibi çöktük. Her tarafta kardinalleri koruyan güvenlik görevlileri, elleri kınalı, başı kapalı rahibeler, dua eden ve istavroz çıkaran yüzlerce insanı gördükten sonra ne kadar ciddi ortamın içine girdiğimizi ve kendimizi ne denli riske attığımızı fark ettim.

Ayin devam edip biz de ayindeki ritüellere biat ederken koro devreye giriyor ve latince ilahi söylemeye başlıyordu. O sırada crepuscular ray yani ‘tanrı ışıkları’ olarak çevirebileceğimiz ışık huzmeleri her delikten içeri sızıyor ve düştüğü yer bakımıyla İsa Mesih’in yüzünü aydınlatıyordu.

Ben de bu sırada huşu içinde saf saf ortalığı gözlerken aklıma çantamdaki çakı geldi. ‘4 müslümanın karıştığı suikastte ayini yöneten kardinal 72 yerinden bıçaklanarak öldürüldü’ manşeti gözümün önünden geçti. Neticede bir müslüman olarak Hristiyan aleminin kalbinde yanımda bir çakıyla ayine katılmıştım. ‘İslamophobia’nın Avrupa’ya tekrar yayılması ve tüm dünyada manşet olmak için aramda sadece 20 metre vardı belki de.

Fakat ben doğru yolu seçmiş ve birer birer zamm-ı sureleri okumaya başlamıştım. Yarım saat süren efkaristiya ayinin ardından bu sefer kutsama işlemine geçilmişti. Efkaristiya ise basitçe ekmek ve şarap ayini demekti ve mezhep gözetmeksizin hatta yezidilerde bile kutsal sayılıyordu. Her sıradan bi kaç kişi kardinalin yanına gidiyor ve yine kardinal tarafından altın kaseden alınan ekmeği ağzına atıyordu.

Vakfıkebir ekmeği beklemeyin sakın. Kardinalin yanına vardığımda ekmeği ağzıma koymuş ve istavroz çıkararak dua etmişti. Sakrament ekmeği adı verilen bu çerezcik ayinler için özel yapılıyor ve kağıttan da pek bi farkı yok. Dikkatimi çeken bir başka husus ise ayinde şarap bulunmamasıydı. E tabi adamlarda haklı, her gelene bi fırt çektirseler ülke ekonomisi dibe vurur sanıyorum.

Baba-oğul-kutsal ruh triyosunda geçen dakikaların ardından dışarı çıktığımda ise palyaço kılıklı adamların etrafta dolaştığını gördüm. Kente sirk geldiğini düşündüm önce ama o uhrevi ortam dağılıp kafam yerine geldikten sonra bunların İsviçre Muhafızları olduklarını hatırladım.

1506 yılından beri 110 kişilik bir ordunun koruduğu Papalık mertebesi gelenekler bozulmasın diye orduyu olduğu gibi bırakmış. Mızrakla nöbet tutan bu askerleri görürseniz şaşırmayın. Tarihte papalık devletine başkaldırmayan tek ülke İsviçre olduğundan muhafızlar 500 senedir papayı koruyorlar.

Bu şirin ölüm makinelerini de selamladıktan sonra Vatikan Müzesi’ne gitmek adına yola çıktık. Müzeye ulaşmak için yaklaşık 15 dk kadar ülke etrafından yürümek gerekiyor ki duvarları izleyerek kolayca bulabilirsiniz.

20 metre yüksekliğindeki bu duvarlar ülkeyi bildiğimiz yaşantıdan soyutluyor adeta. İçeride papa ağzında purosuyla golf oynayıp mojito mu içiyor acaba düşünmedim de değil hani. Duvarlar bu kadar kalın ve yüksek olunca insanın aklından onlarca şey geçiyor tabi.

Öğleden sonra 4 e kadar açık olan müzeye giriş 8€. Müzenin karşısındaki merdivenlerden inerek Via Candia caddesini geçerek  Cipro’dan metroya bindik. Spagna’da indiğimizde akşam olmaya başlamıştı. Biz de günün yorgunluğunu atmak adına serinleyen havada İspanyol Merdivenleri’ne kurulduk ve Roma’nın tadını çıkardık.

Siz siz olun St. Peter bazilikasını görmeden, Vatikan’a bağış yapmadan, Sistine Şapeli’ni gezmeden ve ölmüşlerinizin ruhuna bi fatiha okumadan dönmeyin derim..

 

Vatikan City Şehir Rehberi için tıklayınız.

Emre Doğandor

Emre Doğandor

1994 yılının bir sonbahar günü başladı yolculuğum. Seyahat ederek beni altı aylıkken bırakıp Kıbrıs'a giden ailemden intikam alıyordum belki de. Küçüklüğümden beri hep yeni yerler görmek, gözümün aşina olmadığı şeylere bakmayı sevmişimdir. Her bir yerin kendi içinde bir dünya olduğunu, her şehrin farklı bir hikaye sunduğunu ancak yaşayarak öğrenebilirdim ve bu çerçevede yollara düştüm. Farkettim ki dünya sonu olmayan bir kitap. Kimi zaman tarih, kimi zaman bir polisiye. Benimse tek derdim elimden geldiği kadarıyla bu kitabı okumak. Bu yaşımda bunca ülke, bunca şehir, ama biliyorum ki bu rakamlar hiç bir zaman yeterli olmayacak. İlk Interbus seyahatimden sonra bir kuş kadar özgür olabileceğimi farkettim ve ardından anılarımı sizinle paylaşma isteği doğdu.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir