logo

Mistik Ejderhalar Şehri Lübyana

Açık söylemek gerekirse Lübyana beklentilerinizi karşılayamayacak kadar küçük bir başkent. Slovenya nüfusunun yaklaşık %20’sinin burada yaşadığı söyleniyor. Yeşili ve su kaynağının çok olduğu ülkede tarım kaçınılmaz bir faktör olarak gözükse de meyve pazarında kavun karpuz bile dilimle satılıyor. Interbus bu küçük şehri neden rotasına koyuyor derken farkına varıyorum bu şehir biraz farklı !

Yüksek kuleli yapılarının Avrupa’da daha önce gördüğüm binaları andırdığını düşünüyorum ama burada diğer Avrupa şehirlerindeki yapılara göre gözle görülür bir fark var. Mesela daha düzgün bir yerleşim var Lübyana’da ve cepheler daha düzgün. Örneğin İtalya şehirlerinde güzelim cephelere asılan rengârenk çamaşırlar gördük ve acaba insanlar bu güzelim cephelerin farkında değil mi diye düşünmekten alamamıştım kendimi. Lübyana bu anlamda tarihe de daha çok önem veriyor, bunu sadece cephelerden değil sanata da sahip çıkmalarından anlamak mümkün. Örneğin, her Avrupa ülkesinde olduğu gibi burada da pek çok meydan var ve meydanlar genelde edebiyatçı ya da sanatçı isimleriyle anılıyor.

Yugoslav Federasyonu’ndan kalan evler bir tarafa, burada göreceğiniz en meşhur şey ejderhalardır. Her yerde ejderha var öyle ki, Slovenya’nın bayrağında bile ejderha var. Peki nedir bu ejderhanın hikayesi hemen paylaşayım. Kentin simgesi olan bu ejderhaların çok farklı bir hikâyesi var. Ejderha heykellerinin bulunduğu “Ejderha Köprüsü” de kentin en önemli sembolik yapılarından. Turistler için bu heykellerin önünde fotoğraf çektirmek, olmazsa olmazlardan biri tabii ki….

Anlatılan Yunan efsanesine göre, kahraman Jason ve Argonotlar (altın arayıcıları) altın postu bulduktan sonra evlerinin yolunu tutmak istemiştir. Ancak Ege Denizi’ne dönmek yerine Tuna nehrinde kuzeye doğru yol alırlar. Tuna’nın bir kolu olan Sava’nın etrafından Lübyana Irmağı’nın kaynağına varmışlar. Gemilerini batıdaki evlerine dönmek için Adriyatik Denizi’ne taşımış, karaya çıkarmışlardır. Argonotlar, günümüz şehirleri Vrhnika ve Lübyana arasında, bataklıkla çevrili bir göle gelirler. Burada kahraman Jason’un bir canavar ile karşılaştığı ve kılıcı ile onu yendiği anlatılır. Bu canavar Slovenya’nın sembolü olan ejderhadır. Bayrağı üzerinde bulunan ve şehrin sembolü olan ejderhanın hiyakesi böyle anlatılıyor Lübyana’da.

Artık enerjilerini ejderhalardan mı alıyorlar bilinmez kentin gençleri çok hareketli. Gecenin her saatinde dışarıda eğlenen gençleri görmeniz mümkün. Burada Interbus katılımcısı tam 50 kişi ile Preseren Meydanı’nda damat halayı oynadık ve onlara kendi kültürümüzden bir demeç sunduk. (Venedik’te de horon oynamıştık) Bu arada Preseren Meydanı burada yaşayan ve dünyanın ünlü edebiyatçıları arasında sayılan bir edebiyatçının ismi olmakla beraber (milli şair) bu meydanda da bir heykeli bulunmaktadır.

Size tavsiyem, caddelerin birleşim yolu olduğu için genellikle canlı ve kalabalık olan “Üç Kardeşler Köprüsü” üzerinde günün belli zamanlarında yeteneklerini sergileyen sokak sanatçılarını izlemeniz olacak. Bu sizin için gerçekten farklı ve keyifli bir tecrübe olacaktır. Hemen karşınızda kalan Beyaz Kale’yi de kadrajınıza oturtarak bu keyifli anlara tanıklık edebilirsiniz. He ne yiyip ne içelim diye sorarsanız eğer, henüz tatmamış (çok da merak etmemiş) biri olarak çorbanın içine doğranmış pideli bir menüleri var Slav ırklarının, bu çorbayı deneyebilirsiniz. Çok vaktim olmadığı için bu çorba işini bir daha ki Interbus seyahatime bıraktım diyerek yeme içme seremonisini biraz hızlı geçmek istiyorum. Zaten yazılarımı takip eden çoğu okurum da bilir ki Interbus’la gidip gördüğüm yerlerin yeme içme kültürleri nedense beni hiç çekmiyor. Başıma bir şey geldiğinden değil de yeme içmeyi çok sevmediğimden olabilir. Yeme-içmeyi oldukça önemseyen Interbus katılımcılarından özür diliyorum.

Burada en çok dikkatimi çekenlerden biri de eğlence mekanlarında hit parçalar yerine, insanların kendi yöresel parçaları ile eğleniyor olmalarıydı. Mesela bizim Ankara Havası gibi düşünün işte, farklı bir ezgileri var müzik anlamında ve eğlenceleri de farklı. Bir kere alkol tüketimi burada çok fazla ama akşam 21.00’’den sonra büfelerde satış yasak. Zaten eser miktarda olan gençlerin %60’ı başkentte yaşıyor. Çünkü burada hem üniversite hayatı çok canlı hem de buna bağlı olarak gece hayatı da fazla renkli. Tüm bunlar birleşince bu anlattıklarım da haliyle kaçınılmaz oluyor.

Şehri boylu boyunca ikiye bölen ve ismini başkentten alan Lübyana Nehri buraya resmen can suyu olmuş. Nehrin etrafında yürüyüş parkurları, hediyelik eşya satan büyüklü küçüklü dükkânların yanı sıra eğlence mekânları da var. Hatta burada Pazar günleri eski eşyalar ve antikaların satıldığı bir semt pazarı kuruluyor. Bu yüzden, Interbus geziniz sırasında bu şehir Pazar gününe denk gelirse şanslısınız.

Doğa düşkünlerinin mutlaka görmesi gerektiğini düşündüğüm bir ülke olan Slovenya, başkent Lübyana’nın yanında muhteşem Bled gölüyle de ünlüdür. Ancak şimdilik sadece Interbus rotasında olan Lübyana’yı görmek nasip oldu kim bilir belki bir gün Interbus yeniden daha önce olduğu gibi Bled Gölü’nü de rotasına ekler.

Interbus seyahatim sırasında gidilen şehirlerdeki anılarımı, izlenimlerimi ve yorumlarımı okumak için diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz.

Ayrıca Lübyana Şehir Rehberi ve Lübyana’da Gezilecek Yerler linklerine tıklayarak bu şehir hakkında daha detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz. Rotamızdaki başka bir şehirden sizlere seslenene dek sağlıkla kalın, hoşça kalın!

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir